ATATÜRK’Ü ANLAMAK-7
Atatürk:
Kurtuluş Savaşı süresince, iletişime önem vermiş ve telgrafı bir iletişim aracı olarak kullanmıştır.
İşgaller karşısında oluşturulan ve Kuvay-ı Milliye adını alan silahlı direniş güçlerini Sivas Kongresi’nde “ Batı Cephesi Genel Kuvay-ı Milliye Komutanlığı” adı altında, kuruldukları yörelerin savunulmasını amaçlayan Müdafaa-i Hukuk Dernekleri’ni yine Sivas Kongresi’nde “ Temsil Heyeti” adı altında birleştirme yönüne gitmiştir.
Osmanlı’ya başkaldırarak dağlara çıkan efeleri, tarikat şeyhlerini, aşiret reislerini etnik kökenine, dinsel anlayışına ve siyasal anlayışlarına bakmaksızın ve ötekiler yaratmadan, bütün ulusal güçleri, emperyalizme karşı, Türk tarihinde ilk kez Türk adının geçtiği TBMM’sinde birleştirerek, ulusal birliği sağlamıştır.
Atatürk’ün, vatan savunması yönünde vermiş olduğu mücadele, mazlum uluslara model olmuş, haklı olarak yabancı devletlerin sevgi, saygı, sempatisini ve takdirlerini kazanmıştır.
Ayrıca aynı ortak tehlike karşısında bulunulması nedeniyle de, sıcak savaş süresince Sovyetler Birliği, Afganistan, Hindistan, İtalya ve (Ankara Antlaşması sonrasında) Fransa, maddi ve silah ve cephane yardımlarında bulunmuşlardır.
Atatürk’ün işgaller karşısında uyguladığı savaş stratejileri ve taktikleri sonucunda elde ettiği zaferler, ülkede büyük bir enerji yaratmış ve bu enerji, yapılan devrimlerin itici gücü olmuştur.
Bağımsız bir vatan ve özgür bir ulus yaratılmış ve ulusun çağdaşlaşması sürecine girilmiştir.
Bu aşamada, devletin yönetim şekli ve çağdaş bir toplum yaratılmasının nasıl olacağı sorusu gündeme gelmiştir. Bu aşamada, Atatürk’ün bazı silah arkadaşları, düşünce alanında, Atatürk’ten ayrılmaya başlamışlardır.
Atatürk’ün otoriter ve jakoben bir uygulamaya girebileceği kaygısını taşıyan bazı kesimler, cumhuriyet yönetimine ve cumhuriyetin kuruluş felsefesine karşı çıktılar.
Bu kesimler, yönetimin “Meclis Hükümetleri” (Meclis Hükümetleri, kabine şeklinde değil de: Meclis Başkanı’nın Hükümet Başkanı, Bakanların ayrı ayrı seçilerek Bakanlığa getirildikleri bir sistemdir.) şeklinde olmasını savunuyorlardı.
Bu kesimler aynı zamanda toplumsal dönüşümün devrimci bir yöntem yerine evrimci (Tekâmülcü) bir yöntemle gerçekleştirilmesini istiyorlardı.
Bu kesimlerden başka, ayrıca gerici bir muhafazakârlığı temsil edenlerde vardı.
Bunlara göre mevcut kurumlar sağlıklıdırlar. Yapılacak olan, sadece dini emirlerin gereği gibi uygulanmasıdır. Hatta Kur’an hükümleri dışında bir hukuka ve kanun uygulamasına gerek olmadığı görüşünü ileri sürüyorlardı.
SÜRECEK
YORUMLAR
BENZER HABERLER
KÖŞE YAZARLARI
Tüm Yazarlar
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ 2023 YILI YATIRIM PROGRAMI DEĞERLENDİRİLDİ
MALATYA’DAN 48 MİLYON DOLAR İHRACAT
KESKİN: “ZİNCİR MARKETLER ARTIK MİLLİ GÜVENLİK SORUNU OLMUŞTUR”
MALATYA TSO’NUN YENİ YÖNETİM KURULU BELİRLENDİ
GÜRKAN: “BÖLGE TRAFİĞİNİ RAHATLATACAK BİR YOL AĞI OLUŞTURULUYORUZ”







