Dolar : Alış : 44.8132 / Satış : 44.8939
Euro : Alış : 52.6499 / Satış : 52.7447
HAVA DURUMU
hava durumu

malatya

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 15 Kategoride 15943 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

BEŞ BELDE

28 Şubat 2019
Ana Sayfa » Genel » BEŞ BELDE
BEŞ BELDE

Yaşı üç çeyreği geçmiş olan bizim kuşak, başlığı okuyunca hangi konu üzerinde duracağımı tahmin etmişlerdir bile. Arapgir’in kültürü ile ilgilenen tüm hemşehrilerimin bilgi dağarcığında “Beş Belde” ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Amacım, bu konuda genç kuşaklara bilgi aktarmak ve gerçekleşen bir faaliyeti kültürel açıdan yorumlamaktır.

13 Ocak 2019 tarihinde Ankara Arapgir Kalkındırma Derneği önemli bir etkinliğe imza attı. Dernek binasında kütüphane açarak, Arapgir ve ülke kültürüne katkıda bulunacak kitapların okuyucuya sunulması ortamını yaratmışlardır.

Rahatsızlığım nedeni ile katılamadım. Daha doğrusu kış aylarında enfeksiyona yakalanma riskinden korktuğum için, kalabalık ortamlara girmemeye çalışıyorum. İnternetten görüntüleri izlerken duygulandım. Katılmış olsaydım ortamına göre, neler söyleyebilirim diye bilgi dağarcığımı yokladım. Aklıma gelen ilk tümce “ARAPGİRLİLER DEDELERİNİN İZİNDEN AYDINLIĞA YÜRÜYORLAR” oldu.

“Beş belde” sözünü olumlu ve olumsuz olarak yorumlayarak övünen veya yeren dostlar ve tanıdıklar çoktur. Bilindiği gibi bu söz Sadrazam Koca Mehmet Ragıp Paşa’ya aittir. Ragıp Paşa Arapgirlidir. 1698 yılında doğmuş, Osmanlı devletinde önemli görevler üstlenen bir aydındır. Edebiyatçı ve önemli bir şair, kütüphanecilik, mütercimlik (Çeviri) kimlikleri onu diğer sadrazamlardan ayıran en önemli özelliğidir. Bir mizah ustası olduğunu da söyleyebiliriz. Aynı zamanda iyi bir yöneticidir. Birçok görevden sonra, Mısır, Halep Şam valiliklerinde de bulunmuş ve 1757 yılında Padişah üçüncü Osman zamanında sadrazam olmuştur. Sadrazamlığı padişah üçüncü Mustafa zamanında da devam etmiştir. Kültürlü ve başarılı bir yönetici olması, onun saraya damat olmasına neden olmuştur. Padişah üçüncü Mustafa’nın kız kardeşi Saliha Sultan ile evlenmiştir.

Koca Mehmet Ragıp Paşa’nın sadrazam olmasını çekemeyenler, “Allah’ın Arapgirlisi saraya damat oldu ve sadrazamlığa yükseldi” diye dedikodu yapmışlardır. Nüktedanlığı ile ünlü olduğundan, bu dedikodulara yanıt verebilmek için ortam beklemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda onun sadrazamlığı döneminde yapılan kültürel etkinliklerin başında o güne kadar yapılmamış bir envanter çıkarılmıştır. Medrese, medreselerde okuyan öğrenci sayısı, cami, kütüphane ve kütüphanelerde bulunan kitap sayısı envanterinin çıkarılması sağlanmıştır. Yapılan araştırmaların sonucunu değerlendirmek için toplanıldığında; Arapgir, Divriği, Eğin, Darende ve Gürün’deki medrese ve kitap sayılarının emsal ilçelerin önünde ve nüfusu daha kalabalık yerleşim yerlerinden de fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Koca Mehmet Rağıp Paşa yapılan dedikoduları bildiği için; “Arapgir’den, Eğin’den, Divriği’den, Darende’den, Gürün’den… Olamazsınız bu beş beldenin birinden””diyerek toplantıda bulunanlara, dedikodularınızı biliyorum, bu da benim yanıtım demek istemiştir.

İstanbul’un imarına ve şehirciliğe önem veren sadrazam Koca Mehmet Ragıp Paşa, bir çok yenilikleri gerçekleştirmiştir. Küçük yaştan beri biriktirdiği kitaplarını Laleli’de kendi adına yaptırdığı kütüphanede halkın hizmetine sunmuştur. Kütüphane, bugün de hizmette açıktır.

Başarılarından dolayı Siyasetçe Vezir-i Hakim, Edebiyatça Dahi Şair-i Hakim unvanları verilmiştir. 8 Kasım 1763 yılında vefat etmiştir. (Daha detaylı bilgiler çeşitli kaynaklarda bulunmaktadır.)

* * *

Bir başka önemli tarihi kişilik ise Abdullah Cevdet Karlıdağ’dır. 1869 yılında Arapgir’de doğan Abdullah Cevdet Karlıdağ, İlkokulu Arapgir’de okumuş, Kuleli Askeri okul ve Askeri Tıbbiye’den yüzbaşı ve göz hastalıkları asistanı olarak mezun olmuştur. Osmanlı ve Türk Devleti’nin önemli aydınlarından biridir. Osmanlının içinde bulunduğu durumdan rahatsızlık duyarak bazı örgütlenmelerin içinde bulunduğundan sürgüne gönderilmiştir. Fransa’da çıkardığı “Osmanlı Gazetesi”inde yazdığı yazılar ile ülkenin aydınlanması ve Batıda hızla gelişen yeniliklerin Osmanlı Devleti’nde de gerçekleştirilmesi gerekliliği üzerinde duran bir aydındır. Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği harf devriminin öncülerindendir. Latin harfine geçiş düşüncesini yıllar önce çıkardığı gazetesinde gündeme getiren, daha sonra Halide Edip Adıvar’ın yazılarıyla anlam kazanan harf devrimi, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ile hayata geçirilmiştir.

Abdullah Cevdet Karlıdağ’ın şairliği yanında felsefe ve edebiyat alanında önemli eserlere imza atmış olması, Türk Devleti’nin önemli bir düşünürü olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. İstanbul’a döndükten sonra da gazete ve dergi çıkarmaya devam etmiştir. Atatürk’ün vermiş olduğu görev üzerine Fransızcadan felsefe edebiyat alanında birçok eserin çevrisini yapmıştır. Demokrat ve ilerici bir aydın olmasını çekemeyenler çeşitli karalamalar yapmışlardır. Bu zihniyettekiler, büyük şair Nazım Hikmet’e de aynı muameleyi yaparak zindanlara atılmasına sebep olmuşlardır. Yapılan karalamalar nedeniyle böylesi bir aydın yönetimden uzak tutulmaya çalışılmıştır. 1932 yılında vefat eden Abdullah Cevdet Karlıdağ’ın Türk kültürüne yaptığı katkılar unutulmayarak 80 yıl önce Çankaya’da Atakule’ye yakın bir sokağa adı verilmiştir. Bazı çevreler, ilerici bu aydını hiç bir belge olmaksızın uydurulan sözlerle hep karalamaya çalışmışlardır. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bu dedikodulara inanmadığı için hep yanlarında tutmuşlar ve Çankaya sırtlarında adını yaşatmışlardır.

Karalama yaptıkları konularla ilgili herhangi bir belge bulunmamaktadır. Tarihçilerden birçoğu asılsız olduğunu vurgulamaktadırlar. Fransız İhtilali’nin Avrupa toplumlarında yarattığı çağdaş gelişmelerin toplumları nasıl etkilediğini inceleyen yazıların yanında, Avrupa’da sanayi ve tarımsal alandaki gelişmeleri de incelemiştir. Osmanlının bu konulardan çok uzak olduğunu, halkın miskin miskin dolaştığını değerlendiren yazılar yazmıştır. Padişahların devşirme olarak saraya alınan cariyelerle evlenmelerini örnek alarak, “Avrupa’dan hep gelin alıyoruz, iş güveyi olarak damat da almalıyız. O zaman belki Anadolu’nun boz kırlarını yeşillere büründürecek nesiller yetiştirebiliriz” anlamına gelen ifadeler kullandığı söylenmektedir. Bu konuşmaları hangi ortamda yaptığı konusunda kanıtlar yoktur. Ancak söz konusu çevreler Türk soyuna hakaret diye yaygara yapmışlardır.

Sohbet sırasında böyle bir söz söylenmiş olsa bile mizahtan öte ne anlamı olabilir? Kaldı ki, insanın kişiliğini oluşturan en büyük etkenin çevre ve eğitim olduğu biline biline gerçekleşmesinin milyonda bir bile olmayan, latifeden başka bir anlam ifade etmeyen söz için, linç uygulanması hayret edilecek durumdur.

Padişahlar için anası şu, dedesi şu diye konuşmuyor muyuz? Saltanat için kardeş öldüren, kan ile beslenen bir yönetim anlayışını tartışmıyor muyuz? Sayı Aziz Nesin’in “Bu milletin yüzde altmışı aptal” sözüne de aynı tepki verilmişti. Şimdi binlerce kişi daha az söylemiş diye hak vererek, yazılar yazılıp çizilmiyor mu? Bu gibi söylemler, bir toplumun tembelliğine, yaratıcı olmamasına yönelik latifelerdir.

Mustafa Kemal Atatürk için neler söylendi. Selanik Yahudisi denildi.. Refik Halit Karay ve Hüseyin Cahit Yalçın deli diyerek yazılar yazdılar. Cepheden cepheye koşarak kurduğu meclise girmesini engellemek için kanun teklifi bile yapıldı. Milletvekili seçilebilmek için bir bölgede beş yıl oturması koşulunu getiren kanunun mecliste yasalaşsa idi, Mustafa Kemal Atatürk meclis dışında kalacaktı. Bugün de çeşitli değerlendirmeleri yapanlar yok mu?

Osmanlı Devleti zamanında yönetimin tutumuna karşı yapılan bir eleştiriye bu çağda gülünüp geçilmesi gereken bir durumdur. Benzer betimlemeleri sohbet sırasında bizler yapmıyor muyuz? Seksen yıl boyunca Ankara’yı yöneten belediye başkanları ve meclis üyelerinin hiç mi aklına gelmedi de bunların aklına gelmiştir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi 13.02.2016 tarihli kararı ile sokağa 2015 yılında Nobel Ödülü alan Prof. Dr. Aziz Sancar’ın adını vermiştir.

Malatyalıların umursamazlığı karşısında, Ankaralı aydın bir avukat olan Sedat Vural, olayı Danıştay mahkemesine götürmüştür. Bu durum karşısında hasta yatağımda “MALATYALILAR HUUUUU” başlıklı yazım Arapgir Postası Gazetesinde ve Malatyaya Bakış Gazetesinde yayınlandı.

Kimseyi kınamıyorum, örgütsel yapı anlayışımız bu. “LAY LAY LOM… LAGA LUGA LAGA…””Umursamazlık ve duyarsızlık had safhada. Yazılarımda ve konuşmalarımda sık sık bir gerçeği vurgulamaya çalışırım. Dernek ve sosyal faaliyetlerle ilgilenen arkadaşların, yörelerinin kültürü konusunda biraz da olsa bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.

* * *

Arapgir Kalkındırma Derneği’nin kütüphane açma hareketi önemli bir duyarlılığı simgelemektedir. Gazete ve kitap okunmaya ilginin çok azaldığı bir dönemde, atılmış olan bir adımı, atalarından gelen genetiğin dışa vurulması olarak görüyorum. Cephede bile kitap okuyan Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukları olduğumuzu ortaya koyuyoruz diyorum. Daha doğrusu ben böyle algılıyor ve değerlendiriyorum.

Mustafa Kemal Atatürk İstanbul’dan Ankara’ya her dönüşünde bavullar dolusu kitaplarla dönermiş. Bir gün bavullar yetmeyince, cepheden sandıkları getirterek ”Bu sandıklar çok mühimdir. Onlarla cephane taşımıştık. Şimdi o savaş bitti, kültür savaşımız başladı. Bu yeni savaşımızın cephanesi kitaptır” demiştir.

Türk Devleti’nin her evresinde bürokraside görev alan hemşehrilerimizin başarısını, tarihten gelen aydınlanma hamuruyla yoğrulmuş olduğunun işareti olarak değerlendiriyorum. Mülkiye mezunları boş yerine biz “ARAPGİRLİYİZ” demiyorlar, gerçek ve önemli bir kültürün yapısını ortaya koyuyorlar.

Açılışa katılabilse idim bunları konuşabileceğimi düşündüm ve bu düşüncelerimi sizlerle paylaştım.

KÜLTÜR HAREKETLERİ, KÜLTÜREL BİLGİLERLE YOĞRULDUĞUNDA ANLAM KAZANIR.

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika